Türkiye’nin Kudüs’teki varlığı İsrail basınında nasıl görülüyor?

24292_Jerusalem-after-UNGA-vote_1513969254491

Türkiyeli sivil toplum kuruluşlarının Kudüs’teki çalışmaları,  Mayıs 2017’den itibaren İsrail’in politik gündeminde daha yüksek tonlarda yer etmeye başladı. TİKA ve Yunus Emre Enstitüsü’nün Doğu Kudüs’teki faaliyetleri İsrail’in Kudüs üzerindeki kontrolünü güçlendirme ve Eski Şehir’i yerleşimciler vasıtasıyla tamamen Yahudileştirme çabalarına doğrudan tehdit olarak görülürken İsrailli gazeteciler ve köşe yazarları konuyu gündeme taşımakta gecikmedi. Aşağıdaki yazı, İsrailli Köşe Yazarı Ben Caspit tarafından 11 Temmuz’da Al-Monitor’de İbranice olarak yayınlandı. İsrail basını ve düşünce kuruluşları tarafından Türkiye’nin Kudüs’teki varlığıyla ilgili yayınlanan diğer haber ve yazılara bu başlık altında yer vereceğiz.

Türk Padişah: Erdoğan Mescid-i Aksa’yı[1] Ele Geçirmeye Çalışıyor.

Ben Caspit- 11 Temmuz 2018

Türkiye ve İsrail bir kez daha kavgaya tutuştu. Bu defa resmi gerekçe Gazze ablukası ya da Filistinlilerle yürütülen diplomatik barış süreci değil. Bu defa mesele Mescid-i Aksa. İsrail Güvenlik Kabinesi yakın gelecekteki toplantılarından birini Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mescid-i Aksa’daki faaliyetleri ve gittikçe artan nüfuzuna ayıracak. Erdoğan bu nüfuzu, kendi fonladığı birkaç sivil toplum kuruluşu üzerinden devam ettiriyor. Bunların başında Türkiye İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA) geliyor.

Mescid-i Aksa’daki Türk etkinliği sadece İsrail’in iç güvenlik servisi Şin-Bet’i ve tüm güvenlik teşkilatını kaygılandırmanın ötesinde, mekanda hak iddia eden Ürdünlüleri, Filistinlileri, Mısırlılar ve hatta kralları 6. Muhammed’i bu kutsal mekanın korucusu olarak gören Faslıları bile rahatsız ediyor. İsrail’in bir süredir topladığı istihbarata göre Erdoğan İslam dünyası adına Mescid-i Aksa’yı ve “Mescid’in koruyucusu” unvanını diğer hak iddia edenlerden almak istiyor. Bu planlara taş koymak isteyen ilk taraf da, her zaman olduğu gibi, İsrail.

İsrail ve Türkiye arasındaki ilişkiler 2016’da İsrail’in Mavi Marmara’da öldürülenlerin ailelerine 21 milyon dolar tazminat vermesi ve özür dilemesi üzerine belli bir ölçüde düzelmişti. Büyükelçiler Ankara ve Tel Aviv’e dönmüş, göründüğü kadarıyla kriz geçmişti. Ancak Türkiye’deki Haziran 2018 seçimlerinin hemen öncesinde Erdoğan gittikçe yükselen tonlarda İsrail’e saldırmaya başladı. İsrail kabinesinin isminin açıklanmasını istemeyen kıdemli bir üyesi Al-Monitor’e “Seçim gündeminde dikkatleri Türk Lirası’nın çakılmasından dışarıdaki bir günah keçisine yönlendirmeye ihtiyacı var. Tabii bu durumda da bizi buldu” şeklinde konuştu. Ama seçimler geldi ve geçti. Erdoğan bütün gücüyle saçma sapan İsrail karşıtı bir kozu elinde tutmaya devam ediyor.

İsminin gizli kalmasını isteyen üst düzey bir güvenlik yetkilisi “etrafa hiddet saçmaya devam ediyor” dedi ve ekledi: “Özgüveni en üst seviyelere ulaştı. Kendisini padişah olarak görüyor ve Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden ayağa kaldırmaya hazır. Hiçbir şey onu durduramaz ve kendinde her şeyi yapma hakkını buluyor. Ama eğer Kudüs konusunda ipleri çok gererse, hatasını fark edecek.”

İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi 9 Temmuz’da Mescid-i Aksa’da gerginliği arttıran ve kışkırtıcı faaliyetlerde bulunan Türkiye bağlantılı derneklere karşı bir eylem planı sundu. Plan büyük oranda TİKA’ya odaklanıyor. Son dönemde yapılan istihbari faaliyetler, bu kurumun İsrail’in kuzeyindeki radikal İslami hareket ve Hamas’la yaygın ilişkileri olduğunu gösteriyor. İsrail’deki Jerusalem Center for Public Affairs kuruluşundam-n Araştırmacı Pinhas İnbari’nin bir araştırmasına göre TİKA, Mavi Marmara Filosu’nu organize eden ve İsrail (ve başka taraflarca) terörist ilan edilen Türk sivil toplum kuruluşu İHH ile doğrudan ilişkili.

Dahası da var. İsrail istihbarat kaynaklarına göre TİKA Mescid-i Aksa’daki İslami faaliyetleri desteklemek için bazılarına göre milyonlarca, bazı kaynaklara göre de yüz milyonlarca şekel harcıyor. Doğu Kudüs’le alakalı meselelerde oldukça uzman bir güvenlik görevlisi, isminin gizli kalması kaydıyla şunları söyledi: “Geçen yıl Mescid-i Aksa’yı ziyaret edenler mekanın Türkiye bayrakları ve Türk turistlerle dolu olduğunu görmüştür.” Sözlerine şunları da ekledi: “Bu gelenler sadece turist değil. Aynı zamanda İsrail’in yasakladığı Murabıtların yerine geçmek isteyen İslamcı aktivistler.” Bu dernekler Mescid-i Aksa’yı ziyaret eden Yahudileri rahatsız etmiş ve şiddeti körüklemek gerekçesiyle yasaklanmıştı.

İsrailliler Erdoğan’ın Osmanlı egemenliğini Mescid-i Aksa’ya getirerek kutsal mekanlarda Müslümanlarla Yahudiler arasındaki gerilimi arttırmak ve Aksa’daki mekanları koruyan üst bir figür olmak istediğinden emin. İsminin gizli kalmasını isteyen İsrailli güvenlik uzmanı “Hiçbir şekilde bunun olmasına izin vermeyeceğiz” dedi.

TİKA’ya karşı bu eylem planına yakın zamana dek karşı çıkan İsrail Dışişleri Bakanlığı artık bu çizgiye yaklaşmaya başladı ve süreç daha ciddi zararlar doğurmadan önce müdahale etmek dışında bir seçenek olmadığını kabul etti.  İsrail Mescid-i Aksa’daki gerilimi düşürmek için ciddi enerji harcıyor ve buradaki bir patlamanın bütün Ortadoğu’yu ateşe atacağının fazlasıyla farkında. Daha 3 Temmuz’da Başbakan Benyamin Netanyahu Kneset’teki milletvekillerinin Mescid-i Aksa’ya ziyaret yasağını kaldırdı. Artık tüm Kneset üyeleri Mescid-i Aksa’ya giderek (dua etmeden) ziyaret edebilirler. İki yıldan fazla bir zaman önce Aksa’daki kışkırtıcılar tarafından başlatılan bireysel terör dalgası o zamandan bu zamana sakinlemiş durumda. İsrail de bu durumun önüne geçmek hususunda kararlı.

İsminin gizli kalmasını isteyen kıdemli bir siyasetçi Al-Monitor’e şunları söyledi: “Sadece biz değiliz. Amman ve diğer yerlerden insanlar da Türkiye’nin Mescid-i Aksa üzerinde yükselen etkisinden rahatsızlıklarını bizimle paylaşıyor. Hamas dışında hiç kimse Erdoğan’ın bölgeye yol yapmasını kabullenmiyor. Bu konularda kendisine hayatı kolaylaştırmak gibi bir niyetimiz yok. TİKA İsrail’de kayıtlı bir kuruluş olmadığından İsrail tarafından illegal ilan edilemez. Ancak bu kuruluşun İsrail’in hükmünü sürdürdüğü topraklardaki her hareketinden ötürü İsrail’den izin almak zorunda kalabilir.  İsminin gizli kalması kaydıyla İsrailli üst düzey bir diplomat Al-Monitor’e şunları söyledi: “Döktükleri para miktarı çok büyük. Son dönemde Türk ziyaretçi sayıları bile ciddi artış gösterdi. Bunlar Mescid-i Aksa’ya para döküp yollarda yapabildikleri kadar kargaşa çıkaran ve Kudüs Eski Şehir’in Ermeni Mahallesi’nden hakaret ve küfürlerle geçen tipler.”

Halihazırda Erdoğan’ın yükselen etkisine karşı hazırlanan bir eylem planı uygulanması için onaydan geçirilmedi. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, kabinenin bu planı tartışması ve onaylaması gerekir. İsminin gizli kalmasını isteyen İsrail Kabinesi’nden üst düzey bir kaynak “Önümüzdeki haftalarda Erdoğan’ın faaliyetlerini yakından izleyeceğiz. Eğer barış istediğine yönelik sinyaller gönderirse ne âlâ. Fakat seçim sonrası “yeni” Erdoğan kargaşa çıkarmak isterse, tarafımızdan kendisine yönelik oldukça sert bir çıkış görecek.”

İsrail Mayıs ortasında Doğu Kudüs’teki Türkiye başkonsolosu’na “görüş alışverişinde bulunmak üzere” bir süreliğine Ankara’ya dönmesini söyledi. Bu karar Tel Aviv’deki Türkiye büyükelçisi Ankara’ya ve Ankara’daki İsrail büyükelçisi Tel Aviv’e gönderildikten sonra alındı. Mevcut durumda İsrail’in Türk başkonsolosun dönüşüne izin vermek gibi bir niyeti yok.

Üst düzey İsrailli bir diplomat, gizlilik şartıyla şunları söyledi: “Doğu Kudüs’teki Türkiye Başkonsolosluğu bir arı kovanı gibi. Yararından çok zararı var. Erdoğan eğer kapıyı tekrardan aralamak istiyorsa sesini alçaltmalı ve kabul edilebilir bir davranışla gelmeli.” Fakat Kudüs’teki kimse buna gerçekten inanmıyor. Erdoğan’ın barıştan çok daha çok şiddet istediği görülüyor.

Yazının orijinaline şu linkten ulaşabilirsiniz: https://www.al-monitor.com/pulse/iw/contents/articles/originals/2018/07/israel-temple-mount-jerusalem-turkey-erdogan-jordan-saudi.html

[1] Metin’de kullanılan ifade הר הבית yani “Tapınak Tepesi” iken çevirimizde editöryel tercihlerden ötürü “Mescid-i Aksa” ifadesi kullanılmıştır.

Editör’ün Notu

İsrail Türkiye’nin Kudüs’teki varlığına Mayıs 2017’den beri gittikçe yükselen bir tonda dikkat çekiyor. 9 Mayıs 2017’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Yüzbinler neden Türkiye’den Mescid-i Aksa’ya ziyarete gitmesin? Oradaki kardeşlerimize verceğimiz en büyük destek Kudüs’teki varlığımız olacaktır.” şeklindeki açıklamaları İsrail basınında “Türkler Geliyor!” tarzı manşetlerle görüldü. Politik çevrelerde, ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımaya hazırlandığı bir dönemde Türkiye’nin durumu kolayca kabullenmeyeceği şeklinde yorumlandı. Ayrıca Erdoğan’ın, Türkiye İşbirliği ve Kalkınma Ajansı’nın Kudüs’te yaptıklarına işaret etmesiyle İsrail Kudüs’teki TİKA ve Yunus Emre Enstitüsü gibi Türkiye kurumlarını hedef almaya başladı.

TİKA Temmuz 2017 itibariyle işgal altındaki Doğu Kudüs’te 71 farklı projeye imza attı. Çoğunluğu Osmanlı-İslam mirası eserlerin restorasyonundan oluşan çalışmaları, İsrail’in mülklerine el koymaya çalıştığı Kudüs’lü Müslüman ailelere sağladığı destekler ve Kudüs meselesini çeşitli etkinliklerle sürekli gündeme taşındığı kültürel etkinlikleriyle “Kudüs’ün Yahudileştirilmesine ciddi bir engel oluşturduğundan” TİKA İsrail’in son dönemde sürekli hedef gösterdiği bir kuruma dönüştü. İsrail’in son dönemde Kudüs’teki Yunus Emre Enstitüsü’nü de hedefe almış durumda. Şimdiye dek 5000’den fazla Filistinli’ye Türkçe öğretmiş olması ve Kudüslülerin Türkiye’yle kültürel bağlarını sağlamlaştırması bu durumun temel sebeplerinden.

Son dönemde İsrail’in tehdit olarak gösterdiği unsurlardan biri de sayıları yıldan yıla artan Türk ziyaretçiler. Bunun temelinde de Mescid-i Aksa’yı ziyaret eden  ve yoğun olarak Müslüman Mahallesi’nde vakit geçiren ziyaretçilerin Filistinli yerel halkın ekonomisine katkıda bulunması ve daha da önemlisi yalnız olmadıklarına dair verdikleri hissi destek. Son zamanalarda İsrail’in alerji geliştirdiği durumlardan birisi Mescid-i Aksa’daki protestolarda yerel halk tarafından Türk bayrağının açılması oldu.

Türkiye’nin her ne kadar diğer Avrupa ülkelerine kıyasla çok daha az bir kapasiteyle yürüttüğü çalışmaların geri dönüşünün bu denli büyük olması İsrail’i kaygılandıran temel unsur. Bütün bu sebeplerle İsrail, bir yandan tüm dünyaya işgal altında tuttuğu Kudüs’ü başkenti olarak kabul ettirmeye çalışırken diğer yandan buna karşı koyan Türkiye’yi Kudüs sathında ciddi olarak engellemenin yollarını arıyor. Bu durum Türkiye’li kurumlara ve ziyaretçilere önümüzdeki dönemde çok daha büyük zorluklar çıkarılacağının bir işareti olarak okunabilir.

 

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s