Kudüs Suudi Arabistan’ın Ne Tarafına Düşer?

thumbs_b_c_23b5fc9d1f09983e6953c2624b59357c

İlk yayınladığımız tercüme Türkiye’nin Kudüs’teki varlığının İsrail tarafından nasıl algılandığını açıkça gösteren bir yazıydı ve İsrail’in Kudüs’teki işgalini derinleştirmeye çalıştığı bir dönemde Türkiye’nin nasıl bir tehdit oluşturduğuna odaklanıyordu. Elbette söz konusu Kudüs olduğunda mesele iki taraflı bir çekişmenin çok ötesine uzanıyor. Aşağıda İsrailli bir düşünce kuruluşunun, Begin-Sadat Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin 8 Temmuza yayınladığı bir yazının tercümesi yer alıyor. Soğukkanlı ve realist bir tonda yazılan yazı Suudi Arabistan’ın Kudüs’teki hedeflerine odaklanırken Türkiye’nin bu işin neresinde durduğuna da yer yer değiniyor. Konuya dair değerlendirmelerimizi “Editörün Notu” başlığı altında okuyabilirsiniz.

Suudi Arabistan Gözünü Kudüs’e Dikti

Dr. James M. Dorsey

8 Temmuz 2018

Özet

Kudüs’teki İslami mekanların kontrolünün Ürdün’den bir şekilde alınması Suudi Arabistan’ın dini diplomasisinin Birleşik Arap Emirlikleri tarafından da desteklenen epey yırtıcı yanlarına işaret ediyor. Krallığın bölgesel hegemonya arayışı İslam dünyasındaki bölünmeleri arttırma riski taşıyor. Suud’un Kudüs’teki Müslümanlarca kutsal kabul edilen yerleri ele geçirme çabası, diğer her şeyin yanında, Donald Trump’ın İsrail-Filistin sorununa dair planını destekleyebilecek bir şey. Her ne kadar plan daha resmi olarak açıklanmadan bile İslam dünyasını bölmüş ve Trump’ın Kudüs’ü İsrail’İn başkenti olarak tanımasının gölgesinde kalmış olsa da…

***

Suudi Arabistan –on milyonluk nüfusunun en azından yarısı Filistinlilerden oluşan Ürdün’ü karıştırma riskine rağmen- Trump’ın girişimine olan direnci azaltmayı umuyor.

Riyad ve BAE’nin Kudüs’e odaklanmalarının ardında daha geniş bölgesel amaçlar var; her ikisi de Kudüs meselesine sahip çıkma noktasında Türkiye’yle mücadele ediyor. Her iki ülke de Trump’ın ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşımasına karşı çıkmak için Türkiye’nin davetiyle İstanbul’da toplanan iki İslam zirvesinin imajını baltalamaya çalıştı.

Türkiye ve Körfez ülkeleri aynı zamanda Suud ve BAE’nin başını çektiği Katar’a yönelik diplomatik ve ekonomik boykotla İran’a yönelik siyaset konularında ayrı düşmüş durumda.

Suud’un dini diplomasisi geçtiğimiz kırk yılda Sünni ultra-muhafazakarlığın yayılmasına yönelik 100 milyar dolarlık bir kamu diplomasisi faaliyetiyken, güç ve jeopolitik çıkarların güdümünde bir Suud dini diplomasisi ciddi bir kopuşa işaret ediyor.  Son dönemde Suudi Arabistan kendini hoşgörü, dinler arası diyalog ve sınırları belirsiz bir çeşit ılımlı İslam’ın bir araya geldiği bir vaha olarak sunuyor.

Riyad Ürdün’den İslam’ın en kutsal üçüncü mekanı olan Mescid-i Aksa’nın kontrolünü kapma niyetini henüz resmi olarak duyurmadı ama İsrail, Suud, BAE ve Bahreyn arasında şimdiye kadar en iyi döneminden geçen ilişkiler buna dair ipuçları sunuyor.

Krallığının mali gücünü gösterme niyetinde olan Suud Kralı Selman Nisan ayında Zahran’daki Arap Zirvesi’nde Kudüs’teki mukaddes yerlere 150 milyon dolarlık destekte bulunduğunu açıkladı. Bu bağış Türkiye’nin Kudüs’teki İslami kurumlara bağışlarının ve emlak edinmek için harcadığı paraların kaç katına tekabül ediyor .

Ancak Suudi Arabistan’dan farklı olarak Türkiye İsrail’le diplomatik ilişkilerini devam ettirmesinden yararlanarak Kudüs’e İslami turlar düzenleyebiliyor. Geçtiğimiz yılda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın destekçilerinden binlercesi şehri ziyaret etti. İddialara göreTürk aktivistler geçen yıl Mescid-i Aksa’daki eylemlere katıldı.

Kral Selman, açıkça Donald Trump’ı destekleyen, İsrail’e sempati duyan ve krallıkta ciddi bir siyasi gücü bulunan oğlu Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’dan farklı bir duruş sergileyerek ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasının “geçersiz ve illegal” bir durum olduğunu açıkladı.

Ürdün’ün Mescid-i Aksa üzerindeki otoritesine karşı çıkan Suudi Arabistan, geçtiğimiz yıl iki İsrail polisinin öldürüldüğü saldırıdan sonra İsrail’in Aksa’nın kapılarına metal dedektör yerleştirmesini desteklemişti.

Bazı Ürdünlüler Suudi Arabistan’ın bu desteğini ABD’nin desteğiyle İsrail’le yapılacak ve Mescid-i Aksa’nın kapılarında Suudlu ve BAE’li görevlilerin yerleştirmesine izin vererek Körfez ülkelerine Aksa üzerinde üstünlük sağlayacak bir anlaşmanın öncüsü olarak gördüler.

İsrailli Araplardan İslamcı bir lider olan Kemal Hatib’e ve Arap medyasındaki bazı haberlere göre Türkiye’yle rekabete giren Birleşik Arap Emirlikleri Mescid-i Aksa yakınlarından emlak satın alma yarışına girdi. Hatib, BAE’nin Abu Dabi’de yaşayan eski Filistin güvenlik şefi ve halen başkanlık hayalleri kuran Muhammed Dahlan’ın bir ortağı aracılığıyla işlerini yürüttüğünden bahsetti.

Aralık ayında Arap Parlamentolar Arası Birliği’nin bir toplantısı sırasında Suudi Arabistan Ürdün’ün Kudüs’teki mukaddes yerlerdeki muhafızlığına karşı çıkma girişiminde bulununca iki ülke arasında arasında bir tartışma yaşandı.

Suudi Arabistan, Ürdün’ü sallayan hükümet karşıtı kitlesel protestolardan sonra ülkenin yardım için yüzünü Türkiye’ye dönmesini engellemek ve üstünlük sağlamak için BAE ve Kuveyt’le birlikte Ürdün’e 2.5 milyar dolarlık bir hibe sağladı.

Al-Monitor’e konuşan Mescid-i Aksa yönetiminde eskiden vaaz ve rehberlik müdürlüğü yapan Raed Daana, Suudi Arabistan’ın gizlice Filistinli Müslümanların önde gelenlerini davet ederek Suud’un Aksa’daki kontrolü ele geçirmesine yönelik mücadelesinde desteklerini almaya çalıştığını söyledi.

Suudi yetkililerin, Suudlu alimlerin Filistin ziyaretlerine izin vermesi için Mahmud Abbas’a baskı yaptığına inanılıyor. Nadir bir durum olarak Suud vatandaşı ve Cidde merkezli 57 ülkenin üyesi olduğu İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Genel Sekreteri İyad Madani, Ocak ayında Mescid-i Aksa’yı ziyaret etti.

Suud ve BAE, mali açıdan zayıf olan ve kraliyet ailesine karşı bir halk ayaklanmasının Suud ordusunun müdahalesiyle bastırılarak desteklendiği Bahreyn’i İsrail yönelik bazı girişimlerinde kullandılar.

İsrail heyetine bir UNESCO toplantısına katılmaları için yakın zamanda giriş izni veren Bahreyn, Körfez ülkelerinin dini diplomasinin ve dinler arası diyalog propagandalarının ön saflarında yer aldı.

İsrail’in Körfez’deki tek resmi pozisyonu Abu Dabi’deki Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’ndaki gizli temsilciliğidir ki bu misyon Yahudi devletinin bölgedeki tek büyükelçiliği olarak görülür.

Tanınmış Amerikalı bir Haham olan Marc Shneie ve Donald Trump’ın Din Danışma Kurulu’nun bir üyesi Evanjelist Johnie Moore Bahreyn Büyükelçiliği tarafından Mayıs ayında Washington’da düzenlenen bir yemekte açılış konuşmaları yaptı. Papaz Moore önderliğinde bir grup Bahreynli ve ülke dışından kanaat önderi ve iş adamından oluşan heyet geçtiğimiz yıl, Trump Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdıktan sonra İsrail’i ziyaret etti.

Heyetin Filistinliler tarafından karşılanmasından edinilen izlenime göre Suud-BAE’nin jeopolitik amaçlarla Kudüs’te dini bir üstünlük kurması o kadar da kolay olmayacak bir şey. Filistinli Murabıtlar heyetin Mescid-i Aksa’ya girmesini engellerken Gazze’deki protestocular da heyetin Gazze Şeridi’ni ziyaret etmesine izin vermedi.

Filistin Kurtuluş Örgütü Yürütme Kurulu Üyesi Hanan Aşravi ziyaretle ilgili olarak -daha geniş bağlamda Suud-BAE’nin çabalarıyla ilgili olarak da okunabilir- şunları söyledi: “Bu ‘buraya hoşgörü yaymaya geldik’ tarzında sevgi pıtırcığı yaklaşımlara pek prim vermiyoruz. O kadar hoşgörülüyse bunu evindekilere göster.”

Yazının İngilizce orijinali şu linkten ulaşabilirsiniz:

https://besacenter.org/perspectives-papers/temple-mount-saudi-arabia/

Editörün Notu

İsrailli gazete Haaretz’in Temmuz başında yayınladığı bir habere göre Ürdün, Suudi Arabistan ve Filistin Yönetimi’nin İsrail’i Türkiye’nin Kudüs’teki varlığıyla ilgili defaatle uyarmış. Elbette bunun temelindeki saik işgale zeval gelmemesi değil. Daha çok (Filistin Yönetimi hariç) bu ülkelerin ortak olduğu bir projeye Türkiye’yi tehdit olarak görmeleri. Donald Trump’ın Filistin meselesinin çözümüne yönelik ortaya attığı “Yüzyılın Anlaşması” olarak adlandırılan planın bütün detayları henüz açıklanmamış olsa da mutfaktan gelen kokular pek iştah açıcı değil.

ABD-İsrail ve hatta Suud-Körfez medyasında yer yer göklere çıkarılsa da meseleyle aşinalığı olanlar plana bir çözüm önerisi olarak bakmıyor. Şimdiye dek açıklandığı kadarıyla plan İsrail’in Kudüs ve Batı Şeria’daki işgalini daha da güçlendirirken Filistinlilere herhangi somut bir öneride bulunmuyor. Bu defa İsrail meseleyi ABD’nin yoğun desteğini garantileyerek üst düzey siyasetçilerle çözüp Filistin sokağını mümkün mertebe görmezden gelmeye hazırlanıyor. Halihazırda sahadakiler İsrail’in Temmuz 2017’de Aksa’yı ibadete kapatarak Filistin sokağının tepkisinin ne olabileceğini ölçtüğünü söylüyor.

Türkiye’de henüz yeterince gündeme gelmeyen “Yüzyılın Anlaşması”yla alakalı analiz ve tercümelere önümüzdeki günlerde sayfamızda daha sıklıkla yer vereceğiz.

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s