Suudi Arabistan-İsrail İlişkilerinde Normalleşmeye Doğru

Henüz Riyad’da İsrail bayrağı dalgalanmıyor olsa da Suudi-İsrail ilişkileri herkesin bildiği bir sır olmanın çoktan ötesine geçti. İki ülkenin liderleri bir süredir birbirlerine sıcak mesajlar gönderiyor. İsrail Suudi Arabistan’ın “normalleştirilmiş” bir müttefikine dönüşmüş durumda. Suud bu durumu yükselişte olan “İran ve Türkiye tehdidiyle” meşrulaştırma çabasındayken İsrail ABD’nin yoğun yardımıyla kendine bölgesinden bir müttefik bulmanın heyecanını yaşıyor.

Aşağıda tercümesine yer verdiğimiz köşe yazısı 5 Temmuz’da Birleşik Arap Emirlikleri’nde çıkan “El-Halic” gazetesinde yayınlandı. Suudi Arabistanlı yazar, Suud ve İsrail arasında sadece jeopolitik bir işbirliğinin değil tam tekmil diplomatik ilişkilerin gerekliliğinden ve Ortadoğu barışına yapacağı “kaçınılmaz katkılardan” dem vuruyor. 

 

Riyad’da İsrail Büyükelçiliğine ve İsrail’le Normalleşmiş İlişkilere Evet!

Dahham El-Cefran El-Inezi

05.07.2018

 

5ae65c9119ee8659008b4643-750-375

 

Dün İsrailli Milletvekili Yossi Yona’nın İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’ya yönelik Suudi Arabistan Barış Girişimi’ni (Arap Barış Girişimi) kabul etme çağrısını ve Netanyahu’dan Veliaht Muhammed Bin Selman’ı İsrail’e davet ederek Knesset’te (İsrail parlamentosu) bir konuşma yapmasına ilişkin talebini izledim.

Bunu duyduğumda kendi kendime dedim ki, büyük musibetleri ve büyük işleri ancak böyle adamlar göğüsleyebilir ve barışın inşası da ancak böylesine barışı isteyen birileriyle olur. Kabe’nin Rabbine ant olsun ki adam doğru söylüyor, benim ülkem geçmişte de bugün de olduğu gibi barışa davet etmeye devam edecek, barışa destek olacak, halkı da terör ve destekçileriyle savaş halinde olacak.

Suudi Arabistan Kralı Abdullah Bin Abdulaziz 2002’de Beyrut’ta düzenlenen Arap Birliği Zirvesi’nde Arap Barış Girişimi’ni açıkladığı zaman, Suudi Arabistan’ın uluslararası meşruiyet çerçevesinde stratejik bir seçenek olarak adil ve kapsamlı bir barışa olan inancını teyit etmiş oldu. Ayrıca böylesi bir barışın, davayı müzayedeye çıkaran milliyetçilerin[1] kuyruğunu kesecek, Filistin davasını savunma örtüsüne bürünerek terör estiren radikal cemaatlerin ve mücrim İslami hareketlerin yalanlarını deşifre ederek onları rezil edecek bir yöntem olduğunu da teyit etmiş oldu.

Hamas, Müslüman Kardeşler (İhvan), Hizbullah, El-Kaide, DAİŞ ve diğerleri… Filistin davasını kendine slogan edinmiş, aldatıcı söylemlerle basit ve aptallara hitap ediyorlar. Suudi Arabistan ise güven veren ve ağırlığı olan bir ülkedir. Arap devletleri de bu çerçevede, Arap Barış Girişimi’ni kabul etti. Bu girişim, Filistin devletinin kurulmasına odaklanan ve toprak karşılığında barışı hedef edinen bir girişim olarak bilindi.

Filistin davası üzerinden ticaret yaparak geçinen, basit kesimlerin rüyalarını okşayan ve bu çekişmeden geçimlerini sağlayan Hamas teröristleri, bir avuç solcu ve Fetih’in milliyetçileri (Kavmeciyye), bölge ülkelerinin inşa ve imarına zaman sağlayacak ve bölgeyi bütünleştirecek bu barış vizyonunu istemiyorlar.

Evet, ben de Netanyahu’yu Arap Barış Girişimi’ni kabul etmeye davet eden bu İsrailli milletvekiliyle aynı görüşteyim. Eğer Netanyahu barışın inşasına gerçekten ortak olmak istiyorsa bu talebi kabul etmesi ve Arap dünyasının büyüğü, İslam dünyasının başı Suudi Arabistan’ın liderini ülkesine davet etmesi lazım.

Herhalde ortak düşman İran’ın da Arap-İsrail yakınlaşmasında önemli bir rolü vardır. Filistin davasının çözüme kavuşturulması şart. Uzun yıllar boyunca herkesi rahatsız etti ve tıpkı “Hz. Osman’ın gömleği” gibi “Filistin davasını savunmak” da dünyadaki tüm teröristler için bir malzeme haline dönüştü.

Sanırım İsrail’in aklı başında olan insanları, Suudi Arabistan’ın öneminin farkındadırlar ve uluslararası denklemde, özellikle de Ortadoğu’daki mevzularda önemli bir konuma sahip olduğunu idrak ediyorlardır. Dolayısıyla Netanyahu’nun bu çağrıya kulak vermesi ve bu genç prensi (Muhammed Bin Selman) Knesset’te konuşmaya davet etmesi gerektiğine inanıyorum. İsrail’in bölgenin istikrara kavuşması, huzur ve barışın geri gelmesi konusunda gerçekten barış isteyen bir ortak olduğuna ikna olursa, Muhammed Bin Selman gibi bir barış yapıcının böyle bir davete icabet etmek için bir an bile tereddüt edeceğini sanmıyorum.

İsrail, BM üyesi olup aralarında 5 büyük devletin de olduğu dünya devletlerince tanınan bir ülkedir. Menfaatlerimiz bize, dünyada etkin ve süper güç ülkelerde karar mercilerine hükmeden İsrail ile doğal ilişkiler kurmamızı kabul etmemizi salık veriyor. Menfaatlerimiz ayrıca, bölgedeki Osmanlı projesinin yanı sıra gerçek düşmana yani Fars projesine karşı mücadele etmek için İsrail gibi müttefiklere ihtiyacımız olduğunu söylüyor.

Şu ana kadar dört Arap başkentine[2] hükmeden ve diğer Arap başkentlerine de göz diken Fars projesi tehlikesi, önceliklerimizi belirleme konusunda bizi yeniden düşünmeye sevk ediyor. Müslümanlar olarak bizim ne Yahudilerle ne de bir din olarak Yahudilikle bir sorunumuz var. Suudi Arabistanlılar olarak da diğer halklar gibi Yahudi halkıyla hiçbir sorunumuz yok. Hatta, Washington’da yaşadığım yıllar boyunca İsrail’den birçok Yahudi ile görüştüm. Bana “amcaoğlu” diye hitap ettiklerini hatırlarım. Fiilen de onlar bizim amcaoğullarımız, Türk ve Fars ırkından daha çok Araplara yakınlar.

Barışı ve istikrarı inşa eden Muhammed bin Selman gibi büyük, döneminin adamı, yenilikçi biri Suudi Arabistan’a yönelik tehditlerle mücadelede nasıl başarılı olamaz? İsrail düşmanlığıyla ticaret yapan milliyetçiler ve boş slogan sahipleri, artık Suudi Arabistanlıları kandıramazlar. Biz İran sarıklarının desiselerine ve Osmanlıların feslerinin[3] hurafelerine yer olmayan istikrarlı bir Ortadoğu istiyoruz.

İsrailli Milletvekili Yona doğru söylüyor. Evet, Suudi Arabistan nasıl ki tek başına halkına ve topraklarına yönelik dış saldırıları bertaraf edebiliyorsa, tek başına barışı tesis etme gücüne de sahiptir. İran ve bölgedeki parti ve devletlerden oluşan vekilleri tarafından finanse edilen, beslenen ve inşa edilen terörizmle mücadele konusunda İsrail ile aynı saftayız. Sömürgeci Osmanlı projesi ve İslamcıların hurafesi olan sözde hilafet yalanını rezil etme konusunda da İsrail’le aynı pozisyondayız.

Tüm imanımla eminim ki İsrail halkı da Suudi Arabistan halkı gibi barış içinde yaşamak istiyor. Ve şimdi top İsrail başbakanının ve İsrail hükümetinin kalesinde. İsrail’in büyükelçiliğini Riyad’da görmek, Suudi Arabistan’ın da büyükelçiliğini başkent Batı Kudüs’te görmekten büyük memnuniyet duyacağız. Gerçekten ben de dahil olmak üzere İsrail devletini ziyaret etmek, turistik geziye çıkmak, denizi ve yeşili bir arada görmek, güzel yüzlerle karşılaşmaktan çok mutlu olacağız.

Bunun çok daha önceden olmasını temenni etmiştim. Birçok makalede ve televizyon ekranında Suudi Arabistanlıların barış yapıcı olduklarını, İsrail’e herhangi bir düşmanlık ve halkına herhangi bir kin beslemediklerini tekrar tekrar gündeme getirdim. Hatta, ülkemin İsrail’deki ilk büyükelçisi olmaktan, ülkemin bayrağının orada dalgalanmasından, İsrail’in bayrağının da Riyad’da dalgalanmasından, barış ve dostluk içinde, iki halk için daha güzel bir gelecek inşa etmek üzere iş birliği yapmaktan gurur duyacağımı dile getirmiştim.

Eğer gerçekten barışı istiyorsan yap bunu ey Netanyahu, Muhammed Bin Selman seni asla yüz üstü bırakmayacaktır!

____________________

[1] Kavmeciyye: Arap dünyasında milliyetçilere hakaret amaçlı kullanılan bir söylemdir. (Ç.N.)

[2]  Bağdat, Şam, Beyrut, Sana (Ç.N.)

[3] Tarabiş-i Osmalli: Türkiye karşıtlarının hakaret amaçlı kullandıkları bir söylem. (Ç.N.)

 

Yazının Arapça aslına linkten ulaşabilirsiniz:

https://www.al-khaleeg.com/articles/211657.html

 

Editörün Notu 

Amerikan medyasında haberlere ve köşe yazılarına konu olduğu haliyle Suudi Arabistan’ın “reformist” veliahdı Muhammed Bin Selman gündemde tutunmaya başladığı ilk anlardan itibaren bütün “doğru düşmanların” isimlerini tek tek sıraladı: DAEŞ, el-Kaide, İran, Yemenli Husiler ve Hamas. Her ne kadar doğrudan bu listeye almasa da Türkiye’nin adını da zaman zaman zikretmekten kaçınmadı. Batı cephesinden bakıldığında bütün ödevlerini eksiksiz olarak yaptı, yapmaya devam ediyor. Yaptığı tutuklamalar ve otel hapisleri rakip gördüklerine ve rahat hareket eden aile üyelerine çekidüzen vermek yerine belki de gerçekten yolsuzlukla mücadele etmek içindi. Cevabını asla bilemeyeceğimiz ne çok soru var…

Ancak MBS bilinen yenilikler de yaptı. Mesela babasının aksine ABD’nin Kudüs hamlesine arka çıktı. Dahası henüz veliahtken Suud’un İsrail’le açıktan diplomatik ilişki kurmasına ramak kaldı. Kimbilir belki Muhammed Bin Selman da İsrail gibi ülkesini düşman denizinin ortasında bir demokrasi adası olarak görüyordur.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s