Kudüs Davası Arap Dünyasındaki Eski Gücünü Kaybetmiş Olabilir

6 Aralık 2017 tarihinde New York Times’da yayınlanan aşağıdaki yazı, Kudüs meselesi üzerinden İslam dünyasındaki mevcut durumun çok iyi bir özetini sunuyor. Bazıları için hayıflanma vesilesi bazıları için de malumun ilamı olan bu yazı, New York Times’ın Beyrut Muhabiri Anne Barnard, Ortadoğu muhabiri Ben Hubbard ve Kahire Muhabiri Declan Walsh tarafından kaleme alınmış. Amman’dan Rana Sweis, Beyrut’tan Nada Homsi ve Hwaida Saad, Kahire’den Nour Youssef, Tahran’dan Thomas Erdbrink ve İstanbul’dan Carlotta Gall yazıya katkıda bulunmuşlar.

 

636484782925137810-Lebanon-protests-over-U.S.-Embassy.jpeg

Kudüs Davası Arap Dünyasındaki Eski Gücünü Kaybetmiş Olabilir

Anne Barnard, Ben Hubbard ve Declan Walsh

6 Aralık 2017, New York Times

Kudüs’ün başkenti olduğu bir Filistin devleti uzun yıllar boyunca Arap dünyasını birleştiren nadir ve güçlü fikirlerden biri olmaya devam etti. Krallar ve diktatörler bunun için meydan okudu, imamlar bunun için dua etti, mücahitler ve eylemciler bunun uğruna can verdi, militan gruplar ve siyasi partiler bu uğurda kampanyalar yapıp televizyon kanallarına, bulvarlarına hatta kendilerine şehrin Arapça ismi olan Al-Quds ismini verdiler.

Donald Trump Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanırken bu hayallere de -çoğuna göre- ölümcül bir darbe vurarak Araplarla Yahudiler arasındaki bitip tükenmez mücadelenin sonucunda İsrail’e bir zafer takdim etti. Fakat Arap ve Müslüman liderler bu hamleyi kınamak için ağızlarını açarken bütün Ortadoğu bütün bu yıllar boyunca bir şeylerin değişip değişmediğini yani Arapların gerçek tepkisinin ağlama ve sızlanmadan biraz olsun öteye geçip geçmeyeceğini merak ediyordu.

Lübnanlı blogger Mustafa Hamoui kederli bir tweetinde “Öyle umalım, öyle olsun ama tabii ki öyle olmayacak’ isimli sahnede ‘Kudüs Filistin’in başkentidir’ naraları ‘Filistinli mülteciler bir gün evlerine dönecek’ umutlarına karışıyor” diye yazmıştı. Arap liderler Filistin davasını destekler gibi görünürken, meselenin önemi unutuldu ve Arap ayaklanmaları, Suriye, Irak ve Yemen’deki savaşlar, DAEŞ tehdidi ve Suudi Arabistan’la İran arasındaki çekişmeler derken olay araya kaynayıp gitti. Sonra Suudi Arabistan gibi Basra Körfezi ülkeleri İran’la çekişmelerinin derdine düşerken çıkarlarının İsrail’le örtüştüğünü bir anda keşfettiler.

Arap liderler Filistin’e destek açıklamalarını kimi zaman kendi halklarının desteğini toplamak, kimi zaman da siyasi özgürlükler ve ekonomik şartlar da dahil olmak üzere ülke içi problemlerin üstünü örtmenin bir yolu olarak gördüler. Arap halklar nezdinde Filistin davası ateşli bir meseleyken iktidardakiler çoğunlukla bunu kendi amaçları uğruna sömürmekten geri durmadı. İsrail’le savaşmak için milis güçleri ve siyasi parti olarak Lübnan’da örgütlenen Hizbullah Beşar Esad’ı kurtarmak için Suriye’ye savaşçı gönderirken, örgütün lideri Hasan Nasrallah bir konuşmasında “Kudüs’e giden yolun” Halep de dahil olmak üzere birçok Suriye şehrinden geçtiğini söyledi. Bu durumu eleştirenler sosyal medyada, bunun ancak dairevi bir rota izlenirse mümkün olacağını gösteren haritalar paylaştı.

Filistinli liderler Arap kardeşlerinden gelen destek açıklamalarının yalnız ara sıra gerçekleşebildiğini öğrenmiş oldular. İsrail 1967’den beri Doğu Kudüs’ü Ürdün’den alıp mikro adımlarla işgalini genişletip dünyanın hala tanımadığı bir yolla topraklarına dahil ederken pek çoğu gördü ki Arap dünyası İsrail’e protesto notaları vermekten başka bir şey yapmadı. Filistinlilerin Arap savunucuları bu sırada önceliklerini başka yönlere kaydırdı. Mesela 1990lar ve 2000lerde sık sık İsrail karşıtı protestoların patladığı Mısır bir zamanlar Filistinlilerin öfkesinin sesini duyuran bir ülkeydi. Ancak Abdülfettah el-Sisi’nin sert baskılarıyla birleşen bölgesel istikrara dair daha büyük kaygılar toplumsal protestoların üstünü örttü.

Tanınan gazetecilerden Hossam Baghat “halk hala Filistin davasına duyarlı ama meşhur Arap sokağı zorla yok edildi” derken askerin 2013’te Sisi’yi iktidara getirmesinden sonra hükümeti eleştirenlerin birbiri ardına kaçırılmasına işaret ediyordu. Arap gücünün üç geleneksel merkezi Şam, Kahire ve Bağdat karanlığa gömülürken Suudi Arabistan kendini ortaya atma çabasına girdi. Suud kraliyet mensupları ve kralları Filistin davasından sık sık dem vururken, ülkeyi pratikte yöneten 32 yaşındaki Veliaht Prens Muhammed Bin Selman meseleyi nerdeyse hiç gündeme getirmedi. Bu yıl yabancı misafirlerine içini dökerken Filistin meselesini, İran ve yerel reformlara kıyasla, herhangi bir öncelik sırasına koymadığını söyledi.

Sisi ve Suud Kralı Selman Trump’ın Arap dünyasındaki en büyük destekçileri. Mayıs ayında Riyad’daki bir zirvede üç lider parlayan bir kürenin tepesine dikilip ittifaklarını güçlendirdikleri izlenimi veren bir poz verdiler. Gerçi pozları sonradan yüzlerce trolün kafa bulduğu bir fotoğrafa dönüştü. Eylül ayında Sisi ilk defa açık açık İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’yla buluştu ve son yıllarda özellikle de güvenlik meseleleri üzerinden sessizce yeşeren bir ilişkinin göstergesi olarak kameralara gülücükler gönderdi. Suudi Arabistan da pek çoğuna göre gizli saklı bir şekilde İsrail’le istihbarat işbirliğini ilerletiyor.

Ancak Trump’ın Kudüs kararı müttefiklerini, her ne kadar sözde de olsa, kendisine sırt dönmek zorunda bıraktı. Kral Selman Amerika’nın bu hareketini “muhtemelen dünya çapında Müslümanların öfkesini alevlendirecek tehlikeli bir adım” olarak adlandırdı. Sisi’nin ofisi kendisinin Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’la konuştuğunu ve her ikisinin de “Kudüs’ün Araplar ve Müslümanlar için özel konumunu görmezden gelen” bu karardan ötürü hayıflandığını söyledi. Mısır’ın devlet kontrolündeki gazetesi El-Ahram’ın web sayfasında “Trump’ın kararına rağmen Kudüs Filistin Devleti’nin başkentidir” gibi bir manşet vardı. Diğer bir ABD müttefiki Ürdün Kralı 2. Abdullah kararın “bölgenin istikrar ve güvenliğine yönelik tehlikeli sonuçları olacağını” söyledi. Arap dünyası dışında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Kudüs’ün “Müslümanların kırmızı çizgisi olduğunu” söyledi ve İsrail’i ilişkileri kesmekle tehdit etti. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani “bu, küresel kibrin bölgedeki yeni macerasıdır” dedi.

Trump’ın söyledikleri yine de Filistin meselesini gündemdeki ilk madde yapabilirdi ama açıklamadan sonra görüldü ki gibi kızgınlık ve tehditler kadar hüzün ve bıkkınlık da havaya hakimdi. Bir şiddet patlaması yaşanabilirdi ama ortada sızlanmalarda başka bir şey yoktu. Lübnan İçişleri Bakanı Nuhad Machnouk Lübnanlı diva Feyruz’un bir şarkısını tweetledi: “Evimiz bizim, Kudüs bizimdir. Ellerimizle onu eski ihtişamına yeniden kavuşturacağız”- kararlı sözler ama aynı zamanda özlem dolu ve nostaljik. Bazı yönleriyle sembolik bir hareket ve Filistinlilerin geleceği yönelik kasvetli bakışını simgeliyor. Bölgedeki insanlar uzun zamandır ABD’yi fazlasıyla İsrail yanlısı olarak görmeye alışkın ve bir Filistin devletine dair umutlar da tükeniyor.

ABD’nin hamlesi Filistinlilerin en büyük umudunu da gölgede bırakıyor: Doğu Kudüs’ün başkentleri olması. Analistlere göre Kudüs’ün Araplar için önemi gözardı edilerek İsrail’in başkenti olarak tanınması Müslüman ve Arap hassasiyetlerinin reddi anlamına geliyor. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın eski danışmanlarından Barnett R. Rubin “Kudüs’ün Yahudiler için öneminin reddinin uyandırdığı etkinin aynısı Filistinliler, Araplar ve Müslümanlarda da uyandırılıyor. Bu hamle ABD’nin İslam’la savaş halinde olduğunu, Müslümanlara ve Araplara en ufak bir saygısı olmadığı iddialarını da doğruluyor” dedi. Bu algının ABD’nin bölgedeki duruşuna vereceği zarar kaçınılmaz.  Mısır Eski Dışişleri Bakanı Nebil Fehmi “Bu ABD’nin bölgedeki imajına ve çıkarlarına müthiş büyüklükte bir zarar verecek. Trump radikallerin elini güçlendiriyor ve teröristlerin eline malzeme veriyor” dedi.

Hamle aynı zamanda Suriye rejiminin yanında duran İran’a kaybettiği direnişin çeperi olduğu algısını da yeniden kazandırabilir. Kasım Süleymani’nin komutanlık ettiği İran Devrim Muhafızları’nın özel kuvvetleri Kudüs Gücü olarak adlandırılıyor. Rubin “kavgayı devam ettirmesi için ona kendi ellerimizle malzeme verdik” diyor. Kudüs meselesi bölgede şiddetten beslenen radikallere taze kan sağlayabilir. DAEŞ’in Mısır’daki kolu Ensar Beyt’ül Makdis “Kudüs’ün destekçileri” anlamına geliyor. Ancak birçoğuna göre Trump’ın hamlelerine tepkiler bıkkın bir kabullenişle karışık. Libyalı Twitter kullanıcısı Nadya Muhammed “bazı ülkelerde göstermelik protestolar ve eleştiriler göreceğiz. Medya gürültü yapacak ve sonra hepsi geçip gidecek” dedi.

Yazının İngilizce aslına linkten ulaşabilirsiniz:

https://www.nytimes.com/2017/12/06/world/middleeast/arabs-jerusalem-trump.html

 

 

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s